|
ÖZET
Tarih,
bugün ile geçmiş arasında bitmez tükenmez bir diyalogdur. Geçmişin
var olabilmesi için tarihçiye ihtiyaç vardır. Tarihsel gerçeklik
ancak tarihçinin başvurusu sonucu bir değer kazanır. Biz tarihten,
kayıt tutan tarihçinin yaptığı seçmeler ve değerlendirmeler seviyesinde
bilgi alırız. Tarihçi elde ettiği malzemeden önce bir seçme yapar,
sonra da kendi dünya görüşüne göre yorumlar.
Tarihsel olayların aktarılması sübjektif karakterlidir. Tarihçi,
kendi düşünce yapısını - ister istemez - metin haline dönüştürme
sürecinde işin içine katar. İlk elde erozyona uğrayan tarih, tarihî
roman süzgecinde kurgu denilen ikinci bir değişime girer. Roman
yazarı, tarihçinin malzemesini alır, bilinmeyenler üzerine de
bir kurgu oluşturarak tarih malzemesini yeniden insanların dikkatine
sunar. Yazar, tarihsel gerçekliğin üzerine, tarihsel olmayan,
kurguya dayalı insan faktörünü ve onun yine tarihe konu olmayacak
çevresini yerleştirerek eserini meydana getirir.
Roman, tarihsel gerçekliği
çok fazla belirginleştirince bilimsel bulunacaktır. Tarihsel gerçekliği
yansıtmadığı takdirde de kurmaca değerlendirmesi yapılacaktır.
Yazılmış olan tarihî romanların büyük çoğunluğu, tarihî bilgi
ile kurgu arası bir yerdedir. Tarihî roman, tarihin yansıması
değildir. Tarihin kurgulanarak yeniden yorumlanma noktasıdır.
Tarih, belgelerin ve
daha önce yazılmış tarihlerin ışığında, günün getirdiklerinin
de hesaba katılarak yorumlanması sonucu ortaya çıkar. Roman ise,
tarihsel gerçekliğin romancının muhayyilesinde yeniden, herhangi
bir kitaba bağlı kalmaksızın, tarihsel önem göz önünde tutulmaksızın
kurgulanması sonucunda oluşur. Bu sebeple, birinde öğretme veya
bilgi verme, diğerinde itibarî bir dünyanın yansıtılması söz konusudur.
|