|
ÖZET
Osmanli
Devleti’nde Tanzimatla birlikte modern okullarin açilmasiyla
ve Suriye, Cebel-i Lübnan ve Filistin’deki misyoner
okullarinin etkisiyle, özellikle Hristiyan Araplar arasinda
Batili anlamda milliyetçilik fikirleri yayginlasmaya baslamistir.
Müslüman Araplar ise, Islâm dünyasinin Bati
karsisinda önlenemez gerileyisine bir tepki olarak Arap kimlik
ve kültür mirasina vurgu yapmak suretiyle, Islâm
ve Bati medeniyetlerine Araplarin yaptiklari katkilardan bahisle,
Arapçilik suurunu canlandirarak sözkonusu gerilemeye
çözüm bulmaya çalismislardir.
Hristiyan Araplar, Arap kültür ve dilini canlandiracak
faaliyetler yapmanin yaninda, Osmanli Devleti’nden ayrilma
fikrini de gündeme getirerek bagimsizligi savunmuslardir.
Müslüman Araplar ise ayrilikçi fikirlerden ziyade,
imparatorlugun bütünlügünün muhafaza
edilmesine taraftar olmakla birlikte, yasadiklari bölgelerde
Arap dil ve kültürüne daha fazla önem verilmesini
talep etmislerdir. Ancak Suriye’ye kiyasla, Ingiliz idaresinin
de etkisiyle, daha farkli bir milliyetçilik anlayisi gelistiren
Misirli Araplar, “vatan” kavramina vurgu yaparak Araplik’tan
ziyade “Misirli” kimliklerini ön plana çikarmaya
çalismislardir.
Müslüman ve Hristiyan Araplar arasindaki milliyetçi
akimlara ragmen, Birinci Dünya Savasi sirasinda Hicaz’da
Serif Hüseyin’in baslattigi bagimsizligi hedefleyen
ayaklanma Araplar arasinda ancak sinirli destek bulabilmistir.
Gizli Sykes-Picot Anlasmasi ve Balfour Deklerasyonu nedeniyle
Birinci Dünya savasindan sonra bagimsizliklarini elde edemeyerek
Birlesmis Milletler denetiminde Ingiliz ve Fransiz mandasinda
yasamak durumunda kalan Araplar, ancak sömürgelerin
tasfiye sürecine gidildigi 1940’larin sonlarindan itibaren
bagimsizliklarini elde edebilmislerdir.
|