|
ÖZET
Celil
Mehmetkuluzâde (Mirza Celil), önce Çarlik Rusyasi,
sonra Sovyetler Birligi Azerbaycaninda hem yasadigi dönemde,
hem de ölümünden sonra Azerbaycan Türklerinin
yetistirdigi en önemli ceditçi (maarifçi) lerden
biri olmustur. Bu idealist aydin, altmis alti yillik ömrünün
yaklasik kirk yilini, egitim ve yayin hayatinda bin bir zorluklara
gögüs gererek, Azerbaycan Türklerinin var olma
mücadelesine adamistir.
Azerbaycanda yenilikçi aydinlarin öncüsü
olarak gösterilen Celil Mehmetkuluzâde’nin sanat
alanindaki ustaligi, Azerbaycan Edebiyat Tarihinde büyük
bir öneme sahiptir. Özellikle kaleme aldigi, estetik
seviye kazanmis eserleri gerek aydinlar, gerekse halk tarafindan
büyük ilgi görmüstür.
Elimizdeki hâtirât türünde yazilmis bu eseri
ilk olarak, Celil Mehmetkuluzâde’nin ömrünün
son yillarinda, onunla bütün zorluklari, baskilari,
acilari ve mutluluklari birlikte yasayan, esi Hamide Hanim “Mirza
Celil Hakkindaki Hatiralarim” adiyla Rusça olarak
kaleme almistir. Eser, daha sonra Celil Mehmetkuluzâde gibi
hayatini Azerbaycan Edebiyatina adamis, söhreti ülkesi
disina tasan bilim adami Abbas Zamanov tarafindan 1967 yilinda
Rusçadan Azerbaycan Türkçesine aktarilarak
Bakû’de yayimlanmistir. 1981 yilinda eserin ikinci
basimi gerçeklestirilmistir. Uzun bir hayat hikâyesinin,
yalin bir dil ve edebî üslûpla kaleme alindigi
bu eseri, Doç. Dr. Fatma Özkan 2002 yilinda Türkiye
Türkçesine aktarmis, Kültür Bakanligi tarafindan
da yayimlanmistir.
Söz Basi, Celil Mehmetkuluzâde, Abbas Fettahoglu Zamanov’un
Hamide Mehmetkuluzâde Hanim ve Hatiralari Hakkindaki Düsünceleri,
Hatiralar ve Resimler olmak üzere bes bölümden
meydana gelen eser 252 sayfadan olusmaktadir.
Eseri Türkiye Türkçesine aktaran Doç.
Dr. Özkan, söz basi bölümünde XIX. yüzyilin
sonlari ile XX. yüzyilin baslarinda Türk dünyasindaki
fikrî ve siyasî hareketlerden bahsetmis ve bu hareketler
sonucunda meydana gelen köklü degisimlere deginmistir.
Ayrica, bu dönemde olusan Usûl-i Cedid akimiyla maarif,
maarifçilik, cedid ve cedidçilik kavramlarinin Türk
aydinlari üzerindeki etkileri üzerinde durmustur (s.IX).
Daha sonraki degerlendirmelerinde ise Özkan, Celil Mehmetkuluzâde’nin
yirmi bes yil boyunca araliksiz çikardigi Molla Nasreddin
adli mizahî ve edebî dergiden ve bu derginin o dönemdeki
etkilerinden bahsetmistir.
Yine çalismanin söz basinda, Mirza Celil ile birlikte
dönemin bütün zorluklarina gögüs geren
hayat arkadasi Hamide Hanim’dan bahsedilmistir. Hamide Hanim,
idealist ve gerçekçi bir aydin olarak, Rusçayi
sonradan ögrenmesine ragmen, hem bu eseri hem de Mirza Celil’in
diger eserlerini Rusçaya çevirecek kadar ileri derecede
Rusça ögrenmistir. Ayni zamanda Molla Nasreddin dergisinin
çikarilmasinda esine maddî ve manevî destek
vermis, ölümünden sonra da eserlerinin yayimlanmasinda
büyük fedakârliklarda bulunmustur (s.XI).
Eserin, Celil Mehmetkuluzâde adli ikinci bölümünde
ise, daha çok Mirza Celil’in hayatindan ve özellikle
de onun, Azerbaycan Edebiyati ve bütün Türk edebiyatlarinda
hakli bir yer almasini saglayan eserlerinden bahsedilmistir. Mirza
Celil’in 22 Subat 1869 yilinda bes çocuklu yoksul
bir ailenin ferdi olarak Nahçivan’da baslayan hayat
macerasi, 4 Ocak 1932’de Bakû’de son bulmustur.
O, bu zaman araliginda bir insanin vatani ve milleti için
hiçbir fedakârliktan kaçinmayan bir aydindir.
Özellikle, zaman zaman karsilastigi maddî zorluklara
ve siyasî baskilara ragmen yirmi bes yil boyunca, yilda
52 sayi çikardigi Molla Nasreddin dergisi, Azerbaycan Türkçesi
ve Edebiyati için XIX. yüzyil sonu ile XX. yüzyil
basinda çok önemli bir yapi tasi olmustur. Komünist
rejimin kati sansürüne ragmen, derginin yazildigi dile
yapilan müdahalelere boyun egmeden, dergiyi Azerbaycan Türkçesi
ile çikarmaktan hiçbir zaman vazgeçmemistir.
Onun bu cesur davranisi, daha sonra gelen aydinlari yüreklendirmis,
onlara bu konuda ufuklar açmistir. Mirza Celil, Molla Nasreddin
Dergisi’nin yayimlanmasiyla Azerbaycan halkinin manevî,
ahlâkî ve sosyal meselelerini anlasilir bir dil ve
üslûpla halka anlatmistir. Bilhassa, elestiri tarzinda
yazmis oldugu yazilariyla, bilgisizlikle ve halk arasinda yayginlasan
bâtil inançlarla mücadele etmistir.
1920 yilinda Bolseviklerin baskisi sonucunda Molla Nasreddin Dergisi
kapatilir. Tüm baskilara ve alinan kapatma kararina ragmen
Mirza Celil hiçbir zaman geri adim atmaz. Ailesini de yanina
alarak bin bir zorlukla Tebriz’e gider. Dergiyi burada çikarmaya
baslar (8 sayi). Ancak Tebriz’de de derginin Azerbaycan
Türkçesi ile çikarilmasina karsi çikilir.
Farsça çikarilmasi yönünde baskilar yapilir.
Fakat, Mirza Celil bu teklife siddetle karsi çikar ve o
dönemin devlet temsilcileri ile anlasarak dergiyi Azerbaycan
Türkçesi ile çikarmaya devam eder.
Ocak 1921’de dergisini tekrar Azerbaycan Türkçesi
ile çikarmaya baslar. 24 Mayis 1924 yilinda Sovyet Azerbaycani’nda
Cumhurbaskani olan eski arkadasi Neriman Nerimanov’un daveti
ile Bakû’ye tekrar döner ve dergiyi burada yayimlamaya
devam eder. Ayrica, 1921 yilinin sonlarinda çikarilmaya
baslanan Yeni Yol adli gazetenin de bas yazarligini üstlenir.
Mirza Celil bu dönemde, bir yandan Azerbaycan Edebiyatinin
gelismesine katkida bulunmaya devam ederken, diger yandan da,
1924 yilinda Azerbaycan Tetkik ve Tetebbu Cemiyeti’nin Yeni
Alfabe Komisyonuna seçilir.
O, 4 Ocak 1932 yilina kadar devam eden hayat çizgisinin
tamamina yakinini halka hizmetlerde bulunarak geçirmistir.
Bu sebeple, ölümünden sonra Azerbaycan’da
edebî bir ekol olmus; daha sonra onun ekolünden pek
çok edip ve aydin yetismistir.
Üçüncü bölümde ise eseri, Rusçadan
Azerbaycan Türkçesi’ne aktaran taninmis bilim
adami ve gazeteci Abbas Zamanov’un, Mirza Celil’in
esi, ayni zamanda bu eseri kaleme alan Hamide Mehmetkuluzâde
Hanim ve hatiralari hakkindaki düsünceleri yer almaktadir.
Zamanov bu bölümde, Mirza Celil ve özellikle birçok
konuda fikir alisverisinde bulundugu Hamide Hanim ve onun hatiralarindan
bahseder. Ona göre Mirza Celil mütefekkir bir sanatkâr,
Hamide Hanim ise tabiati itibariyle çaliskan, düsünen,
gözünü daldan budaktan sakinmayan, dâimâ
yeni bir is yapmak arzusu ile çirpinan bir insandir. Mirza
Celil ile Hamide Hanimin aile hayati Mirza Celil’in ölümüne
kadar, yaklasik yirmi bes yil sürmüstür. Bu süre
içinde onlar birbirlerine dâimâ sevgi ve hürmet
beslemislerdir. Özellikle Hamide Hanim, Mirza Celil ile evlendikten
sonra onun destegini alarak sosyal hayatta faal hâle gelmis,
yapmis oldugu isler daha genis bir ehemmiyet kazanmaya baslamistir.
Bu noktada, bin bir zorluklarla yapmis oldugu hayir isleri takdire
sayandir. Tiflis’te bulunan Kiz Enstitüsü’ndeki
ögrencilerin Türkçe ögretimi konusundaki
sikintilarini çözmesi, köylerdeki salgin hastaliklarla
mücadelesi, yoksul kadinlari faydali islerde istihdam etmek
için çareler aramasi, küçük çaplarda
dokuma imalâthaneleri açmasi, hem babasindan kalan
topraklari isletmesi, hem de çevredeki köylülerin
karsilasmis oldugu ziraat problemleri ve ziraî hastaliklarla
mücadelesi, en önemlisi de 1912 yilinda Tiflis’te
tertip edilen “XIII. Kafkas Ötesi Pamukçular
Kurultayi”na katilmasidir. Hamide Hanimin bir kadin olarak
ilk defa böyle bir toplantida konusacak olmasi basinda genis
bir sekilde yer almis ve sosyal hayatta da kadinin neleri basaracagi
yönünde güçlü tesirler uyandirmistir.
Hamide Hanim, ayni zamanda Mirza Celil’in hayatinda ve edebî
çalismalarinda müspet bir rol oynamistir. Yirmi bes
yil süren aile hayati boyunca, tarihin bir çok karmasik
olaylarina birlikte gögüs germisler, siyasî baskilara
maruz kalmislar, birbirlerine her zaman yardimci olmuslardir.
Bu yönleriyle Mirza Celil Azerbaycan’in önde gelen
edebî muasirlarindan, Hamide Hanim ise, XX. yüzyil
Azerbaycani’nin fikir ve kültür tarihinde önde
gelen kadinlarindan biri olmustur.
Eserin dördüncü bölümünde ise Hamide
Hanimin kaleminden yazilmis hâtiralar yer almaktadir. Hamide
Hanim, bu bölümün basinda Mirza Celil ve onun ailesinden
bahsetmistir. Mirza Celil’in ögrenim hayatindan baslayarak
bir köy okuluna tayin edilinceye kadar olan döneme deginmistir.
Nehrem adindaki bu köyde Mirza Celil, yaklasik on yil ögretmenlik
yapmis ve buradaki ögrencilere ve halka çok yararli
hizmetlerde bulunmustur. 1897 yilinda ise yazar Nehrem’den
Nahçivan’a tayin olmus. Burada, Eynelibey Sultanov,
Mehmetkulubey Kengerli, Kurbanali Serif, Sahbaz Kengerli, Esat
Kengerli, Ferec Seyh, Nasrullah Seyh, Mirza Ali, Mirza Sadik Halil
ve Mirza Rahim Halil, Bahsali Sahtatli, sair Mehmettagi Sitki
Sefer gibi serbest fikirli egitimci ve âlimlerle dostluklar
kurmustur.
Bu dönemde Mirza Celil, yogun sekilde felsefe ile mesgul
olmus, eski Yunan filozoflariyla Avrupa’nin fikir adamlarindan
John Stuart Mill, Charles Darwin, Sokrates, Karl Marx ve diger
birçok düsünür ve yazarin eserini okumaya
baslamistir.
1898 yilina Mirza Celil’in ilk karisi vefat etmistir. Bunun
üzerine Revan’a tasinmis ve burada kaymakamlikta tercüman
olarak göreve baslamistir. Bu dönemde “Yan Fülütü”
ve “Posta Kutusu” hikâyelerini yazmistir. 3
Haziran 1900 tarihinde, Mehmetkulu Kengerli Beyin kiz kardesi
Nazli Hanimi alarak ikinci defa evlenmistir. Mirza Celil ise kiz
kardesi Sakine’yi Kengerli Beye vermistir. Bu dönemde
Mirza Celil Kengerli Beyle çok siki münasebetler kurmustur.
Daha sonralari Mirza Celil, Nazli Hanimla olan evliliginde büyük
sikintilar yasamistir.
Eserin bu bölümünün diger kisimlarinda, Hamide
Hanim kendi ailesinden ve Mirza Celil ile olan ilk münasebetlerinden
bahseder. Mirza Celil de bu dönemde Tiflis’te tesadüfen
tanistigi Mehmet Aga Sahtatli ile görüsür, onun
çikardigi Sark-i Rus gazetesinde çalismaya baslar.
1905 yilinda Rus inkilâbinin coskun devri baslar ve Ermeni-Müslüman
çatismasi baslar. Ayaklanmalar her tarafa yayilir.
Hamide Hanimin bu bölümdeki hatiralari, genel olarak
Bakû, Tiflis, Susa, Kerhizli, Tebriz, Nahçivan bölgelerinde
geçen olaylara dayanir. Buralardaki hayatini, bazen yalniz
basina, bazen de Mirza Celil ile birlikte geçirmistir.
Bu siralarda Mirza Celil daha çok Molla Nasreddin Dergisi’nin
yayin isleri ve eserlerini yazmakla mesgul olurken, Hamide Hanim
ise hem çocuklar ve ev isleri ile ilgilenmis hem de özellikle
kadinlara faydali islere ön ayak olmustur. Ayni zamanda çocuklariyla
ilgilenmis, onlarin egitim problemlerinin çözümünde
büyük fedakârlikta bulunmustur. Hamide Hanim,
zaman zaman karsilastiklari maddî zorluklara ragmen Mirza
Celil’e her zaman destek olmus; derginin yayimlanmasi için
ihtiyaçlarini karsilamak amaciyla ayirdigi parayi bile
derginin basilmasi için harcamistir.
Mirza Celil, hem Molla Nasreddin Dergisi’ndeki yazilarinda
hem de yazmis oldugu tiyatro ve hikâyelerinde sade, anlasilir
bir Türkçe kullanmis, bu konuda çok mücadele
vermistir. Türkçe kelimelerden baska kelime kullanmamaya
özen göstermis ve hatta bati kökenli kelimelere
siddetle karsi çikmistir.
Yazmis oldugu eserleri, Türk lehçeleri ile Dogu ve
Bati dillerine çevrilmistir. Tiyatro eserleri hem Azerbaycan’da
hem de diger birçok ülkede sahnelenmistir. Azerbaycan’da
bir bölge ve bir köy ile, Bakû, Nahçivan
ve Gence’de sokak, meydan ve okullara adi verilmistir.
Eserin besinci ve son bölümünde ise Mirza Celil’in
çesitli dönemlerde Hamide Hanim ve çocuklari
ile çektirmis oldugu resimler vardir.
Bu eser, bir döneme damgasini vurmus mefkûre insani
Celil Mehmetkuluzâde’nin hayat hikâyesinin Hamide
Hanim tarafindan kaleme alinmasi ile ortaya çikmistir.
Hâtira türünde kaleme alinan eserin; Mirza Celil’in
esi tarafindan yazilmasi esere vesika degeri kazandirmistir. Edebiyat
tarihçilerinin de müracaat edecegi kaynak niteliginin
yani sira, edebiyat meraklisi her okuyucuya hitap eden bu eserin
Türkiye Türkçesine aktarilmasi da son derece
basarilidir. Kitabi yayina hazirlayan Fatma ÖZKAN, akici,
duru ve güzel Türkçesiyle eserin orijinalindeki
seklini korumaya özen göstermistir.
Kapak kompozisyonu ve baski kalitesiyle bir titizlik örnegi
olan eseri okumayi herkese tavsiye ederken, eserin Türkiye’de
yayimlanmasinda emegi geçenleri kutlariz.
|