bilig-30/ Yaz 2004

Mehmetkuluzâde, Hamide, Azerbaycan’da Yenilikçi Bir Öncü: Celil Mehmetkuluzâde: Hatiralar / Hamide Mehmetkuluzâde; (Haz.: Doç. Dr. Fatma Özkan), Kültür Bakanligi Yayinlari, Ankara 2002.

 

Ihsan KALENDEROGLU

 

ÖZET 

Celil Mehmetkuluzâde (Mirza Celil), önce Çarlik Rusyasi, sonra Sovyetler Birligi Azerbaycaninda hem yasadigi dönemde, hem de ölümünden sonra Azerbaycan Türklerinin yetistirdigi en önemli ceditçi (maarifçi) lerden biri olmustur. Bu idealist aydin, altmis alti yillik ömrünün yaklasik kirk yilini, egitim ve yayin hayatinda bin bir zorluklara gögüs gererek, Azerbaycan Türklerinin var olma mücadelesine adamistir.


Azerbaycanda yenilikçi aydinlarin öncüsü olarak gösterilen Celil Mehmetkuluzâde’nin sanat alanindaki ustaligi, Azerbaycan Edebiyat Tarihinde büyük bir öneme sahiptir. Özellikle kaleme aldigi, estetik seviye kazanmis eserleri gerek aydinlar, gerekse halk tarafindan büyük ilgi görmüstür.


Elimizdeki hâtirât türünde yazilmis bu eseri ilk olarak, Celil Mehmetkuluzâde’nin ömrünün son yillarinda, onunla bütün zorluklari, baskilari, acilari ve mutluluklari birlikte yasayan, esi Hamide Hanim “Mirza Celil Hakkindaki Hatiralarim” adiyla Rusça olarak kaleme almistir. Eser, daha sonra Celil Mehmetkuluzâde gibi hayatini Azerbaycan Edebiyatina adamis, söhreti ülkesi disina tasan bilim adami Abbas Zamanov tarafindan 1967 yilinda Rusçadan Azerbaycan Türkçesine aktarilarak Bakû’de yayimlanmistir. 1981 yilinda eserin ikinci basimi gerçeklestirilmistir. Uzun bir hayat hikâyesinin, yalin bir dil ve edebî üslûpla kaleme alindigi bu eseri, Doç. Dr. Fatma Özkan 2002 yilinda Türkiye Türkçesine aktarmis, Kültür Bakanligi tarafindan da yayimlanmistir.


Söz Basi, Celil Mehmetkuluzâde, Abbas Fettahoglu Zamanov’un Hamide Mehmetkuluzâde Hanim ve Hatiralari Hakkindaki Düsünceleri, Hatiralar ve Resimler olmak üzere bes bölümden meydana gelen eser 252 sayfadan olusmaktadir.
Eseri Türkiye Türkçesine aktaran Doç. Dr. Özkan, söz basi bölümünde XIX. yüzyilin sonlari ile XX. yüzyilin baslarinda Türk dünyasindaki fikrî ve siyasî hareketlerden bahsetmis ve bu hareketler sonucunda meydana gelen köklü degisimlere deginmistir. Ayrica, bu dönemde olusan Usûl-i Cedid akimiyla maarif, maarifçilik, cedid ve cedidçilik kavramlarinin Türk aydinlari üzerindeki etkileri üzerinde durmustur (s.IX). Daha sonraki degerlendirmelerinde ise Özkan, Celil Mehmetkuluzâde’nin yirmi bes yil boyunca araliksiz çikardigi Molla Nasreddin adli mizahî ve edebî dergiden ve bu derginin o dönemdeki etkilerinden bahsetmistir.


Yine çalismanin söz basinda, Mirza Celil ile birlikte dönemin bütün zorluklarina gögüs geren hayat arkadasi Hamide Hanim’dan bahsedilmistir. Hamide Hanim, idealist ve gerçekçi bir aydin olarak, Rusçayi sonradan ögrenmesine ragmen, hem bu eseri hem de Mirza Celil’in diger eserlerini Rusçaya çevirecek kadar ileri derecede Rusça ögrenmistir. Ayni zamanda Molla Nasreddin dergisinin çikarilmasinda esine maddî ve manevî destek vermis, ölümünden sonra da eserlerinin yayimlanmasinda büyük fedakârliklarda bulunmustur (s.XI).


Eserin, Celil Mehmetkuluzâde adli ikinci bölümünde ise, daha çok Mirza Celil’in hayatindan ve özellikle de onun, Azerbaycan Edebiyati ve bütün Türk edebiyatlarinda hakli bir yer almasini saglayan eserlerinden bahsedilmistir. Mirza Celil’in 22 Subat 1869 yilinda bes çocuklu yoksul bir ailenin ferdi olarak Nahçivan’da baslayan hayat macerasi, 4 Ocak 1932’de Bakû’de son bulmustur. O, bu zaman araliginda bir insanin vatani ve milleti için hiçbir fedakârliktan kaçinmayan bir aydindir. Özellikle, zaman zaman karsilastigi maddî zorluklara ve siyasî baskilara ragmen yirmi bes yil boyunca, yilda 52 sayi çikardigi Molla Nasreddin dergisi, Azerbaycan Türkçesi ve Edebiyati için XIX. yüzyil sonu ile XX. yüzyil basinda çok önemli bir yapi tasi olmustur. Komünist rejimin kati sansürüne ragmen, derginin yazildigi dile yapilan müdahalelere boyun egmeden, dergiyi Azerbaycan Türkçesi ile çikarmaktan hiçbir zaman vazgeçmemistir. Onun bu cesur davranisi, daha sonra gelen aydinlari yüreklendirmis, onlara bu konuda ufuklar açmistir. Mirza Celil, Molla Nasreddin Dergisi’nin yayimlanmasiyla Azerbaycan halkinin manevî, ahlâkî ve sosyal meselelerini anlasilir bir dil ve üslûpla halka anlatmistir. Bilhassa, elestiri tarzinda yazmis oldugu yazilariyla, bilgisizlikle ve halk arasinda yayginlasan bâtil inançlarla mücadele etmistir.


1920 yilinda Bolseviklerin baskisi sonucunda Molla Nasreddin Dergisi kapatilir. Tüm baskilara ve alinan kapatma kararina ragmen Mirza Celil hiçbir zaman geri adim atmaz. Ailesini de yanina alarak bin bir zorlukla Tebriz’e gider. Dergiyi burada çikarmaya baslar (8 sayi). Ancak Tebriz’de de derginin Azerbaycan Türkçesi ile çikarilmasina karsi çikilir. Farsça çikarilmasi yönünde baskilar yapilir. Fakat, Mirza Celil bu teklife siddetle karsi çikar ve o dönemin devlet temsilcileri ile anlasarak dergiyi Azerbaycan Türkçesi ile çikarmaya devam eder.


Ocak 1921’de dergisini tekrar Azerbaycan Türkçesi ile çikarmaya baslar. 24 Mayis 1924 yilinda Sovyet Azerbaycani’nda Cumhurbaskani olan eski arkadasi Neriman Nerimanov’un daveti ile Bakû’ye tekrar döner ve dergiyi burada yayimlamaya devam eder. Ayrica, 1921 yilinin sonlarinda çikarilmaya baslanan Yeni Yol adli gazetenin de bas yazarligini üstlenir.


Mirza Celil bu dönemde, bir yandan Azerbaycan Edebiyatinin gelismesine katkida bulunmaya devam ederken, diger yandan da, 1924 yilinda Azerbaycan Tetkik ve Tetebbu Cemiyeti’nin Yeni Alfabe Komisyonuna seçilir.


O, 4 Ocak 1932 yilina kadar devam eden hayat çizgisinin tamamina yakinini halka hizmetlerde bulunarak geçirmistir. Bu sebeple, ölümünden sonra Azerbaycan’da edebî bir ekol olmus; daha sonra onun ekolünden pek çok edip ve aydin yetismistir.


Üçüncü bölümde ise eseri, Rusçadan Azerbaycan Türkçesi’ne aktaran taninmis bilim adami ve gazeteci Abbas Zamanov’un, Mirza Celil’in esi, ayni zamanda bu eseri kaleme alan Hamide Mehmetkuluzâde Hanim ve hatiralari hakkindaki düsünceleri yer almaktadir. Zamanov bu bölümde, Mirza Celil ve özellikle birçok konuda fikir alisverisinde bulundugu Hamide Hanim ve onun hatiralarindan bahseder. Ona göre Mirza Celil mütefekkir bir sanatkâr, Hamide Hanim ise tabiati itibariyle çaliskan, düsünen, gözünü daldan budaktan sakinmayan, dâimâ yeni bir is yapmak arzusu ile çirpinan bir insandir. Mirza Celil ile Hamide Hanimin aile hayati Mirza Celil’in ölümüne kadar, yaklasik yirmi bes yil sürmüstür. Bu süre içinde onlar birbirlerine dâimâ sevgi ve hürmet beslemislerdir. Özellikle Hamide Hanim, Mirza Celil ile evlendikten sonra onun destegini alarak sosyal hayatta faal hâle gelmis, yapmis oldugu isler daha genis bir ehemmiyet kazanmaya baslamistir. Bu noktada, bin bir zorluklarla yapmis oldugu hayir isleri takdire sayandir. Tiflis’te bulunan Kiz Enstitüsü’ndeki ögrencilerin Türkçe ögretimi konusundaki sikintilarini çözmesi, köylerdeki salgin hastaliklarla mücadelesi, yoksul kadinlari faydali islerde istihdam etmek için çareler aramasi, küçük çaplarda dokuma imalâthaneleri açmasi, hem babasindan kalan topraklari isletmesi, hem de çevredeki köylülerin karsilasmis oldugu ziraat problemleri ve ziraî hastaliklarla mücadelesi, en önemlisi de 1912 yilinda Tiflis’te tertip edilen “XIII. Kafkas Ötesi Pamukçular Kurultayi”na katilmasidir. Hamide Hanimin bir kadin olarak ilk defa böyle bir toplantida konusacak olmasi basinda genis bir sekilde yer almis ve sosyal hayatta da kadinin neleri basaracagi yönünde güçlü tesirler uyandirmistir.
Hamide Hanim, ayni zamanda Mirza Celil’in hayatinda ve edebî çalismalarinda müspet bir rol oynamistir. Yirmi bes yil süren aile hayati boyunca, tarihin bir çok karmasik olaylarina birlikte gögüs germisler, siyasî baskilara maruz kalmislar, birbirlerine her zaman yardimci olmuslardir. Bu yönleriyle Mirza Celil Azerbaycan’in önde gelen edebî muasirlarindan, Hamide Hanim ise, XX. yüzyil Azerbaycani’nin fikir ve kültür tarihinde önde gelen kadinlarindan biri olmustur.
Eserin dördüncü bölümünde ise Hamide Hanimin kaleminden yazilmis hâtiralar yer almaktadir. Hamide Hanim, bu bölümün basinda Mirza Celil ve onun ailesinden bahsetmistir. Mirza Celil’in ögrenim hayatindan baslayarak bir köy okuluna tayin edilinceye kadar olan döneme deginmistir. Nehrem adindaki bu köyde Mirza Celil, yaklasik on yil ögretmenlik yapmis ve buradaki ögrencilere ve halka çok yararli hizmetlerde bulunmustur. 1897 yilinda ise yazar Nehrem’den Nahçivan’a tayin olmus. Burada, Eynelibey Sultanov, Mehmetkulubey Kengerli, Kurbanali Serif, Sahbaz Kengerli, Esat Kengerli, Ferec Seyh, Nasrullah Seyh, Mirza Ali, Mirza Sadik Halil ve Mirza Rahim Halil, Bahsali Sahtatli, sair Mehmettagi Sitki Sefer gibi serbest fikirli egitimci ve âlimlerle dostluklar kurmustur.


Bu dönemde Mirza Celil, yogun sekilde felsefe ile mesgul olmus, eski Yunan filozoflariyla Avrupa’nin fikir adamlarindan John Stuart Mill, Charles Darwin, Sokrates, Karl Marx ve diger birçok düsünür ve yazarin eserini okumaya baslamistir.


1898 yilina Mirza Celil’in ilk karisi vefat etmistir. Bunun üzerine Revan’a tasinmis ve burada kaymakamlikta tercüman olarak göreve baslamistir. Bu dönemde “Yan Fülütü” ve “Posta Kutusu” hikâyelerini yazmistir. 3 Haziran 1900 tarihinde, Mehmetkulu Kengerli Beyin kiz kardesi Nazli Hanimi alarak ikinci defa evlenmistir. Mirza Celil ise kiz kardesi Sakine’yi Kengerli Beye vermistir. Bu dönemde Mirza Celil Kengerli Beyle çok siki münasebetler kurmustur. Daha sonralari Mirza Celil, Nazli Hanimla olan evliliginde büyük sikintilar yasamistir.


Eserin bu bölümünün diger kisimlarinda, Hamide Hanim kendi ailesinden ve Mirza Celil ile olan ilk münasebetlerinden bahseder. Mirza Celil de bu dönemde Tiflis’te tesadüfen tanistigi Mehmet Aga Sahtatli ile görüsür, onun çikardigi Sark-i Rus gazetesinde çalismaya baslar. 1905 yilinda Rus inkilâbinin coskun devri baslar ve Ermeni-Müslüman çatismasi baslar. Ayaklanmalar her tarafa yayilir.


Hamide Hanimin bu bölümdeki hatiralari, genel olarak Bakû, Tiflis, Susa, Kerhizli, Tebriz, Nahçivan bölgelerinde geçen olaylara dayanir. Buralardaki hayatini, bazen yalniz basina, bazen de Mirza Celil ile birlikte geçirmistir. Bu siralarda Mirza Celil daha çok Molla Nasreddin Dergisi’nin yayin isleri ve eserlerini yazmakla mesgul olurken, Hamide Hanim ise hem çocuklar ve ev isleri ile ilgilenmis hem de özellikle kadinlara faydali islere ön ayak olmustur. Ayni zamanda çocuklariyla ilgilenmis, onlarin egitim problemlerinin çözümünde büyük fedakârlikta bulunmustur. Hamide Hanim, zaman zaman karsilastiklari maddî zorluklara ragmen Mirza Celil’e her zaman destek olmus; derginin yayimlanmasi için ihtiyaçlarini karsilamak amaciyla ayirdigi parayi bile derginin basilmasi için harcamistir.


Mirza Celil, hem Molla Nasreddin Dergisi’ndeki yazilarinda hem de yazmis oldugu tiyatro ve hikâyelerinde sade, anlasilir bir Türkçe kullanmis, bu konuda çok mücadele vermistir. Türkçe kelimelerden baska kelime kullanmamaya özen göstermis ve hatta bati kökenli kelimelere siddetle karsi çikmistir.


Yazmis oldugu eserleri, Türk lehçeleri ile Dogu ve Bati dillerine çevrilmistir. Tiyatro eserleri hem Azerbaycan’da hem de diger birçok ülkede sahnelenmistir. Azerbaycan’da bir bölge ve bir köy ile, Bakû, Nahçivan ve Gence’de sokak, meydan ve okullara adi verilmistir.


Eserin besinci ve son bölümünde ise Mirza Celil’in çesitli dönemlerde Hamide Hanim ve çocuklari ile çektirmis oldugu resimler vardir.


Bu eser, bir döneme damgasini vurmus mefkûre insani Celil Mehmetkuluzâde’nin hayat hikâyesinin Hamide Hanim tarafindan kaleme alinmasi ile ortaya çikmistir. Hâtira türünde kaleme alinan eserin; Mirza Celil’in esi tarafindan yazilmasi esere vesika degeri kazandirmistir. Edebiyat tarihçilerinin de müracaat edecegi kaynak niteliginin yani sira, edebiyat meraklisi her okuyucuya hitap eden bu eserin Türkiye Türkçesine aktarilmasi da son derece basarilidir. Kitabi yayina hazirlayan Fatma ÖZKAN, akici, duru ve güzel Türkçesiyle eserin orijinalindeki seklini korumaya özen göstermistir.


Kapak kompozisyonu ve baski kalitesiyle bir titizlik örnegi olan eseri okumayi herkese tavsiye ederken, eserin Türkiye’de yayimlanmasinda emegi geçenleri kutlariz.

 
Ana Sayfa e-mail İçindekiler Yayın İlkeleri Dizin Eski Sayılar