bilig-33/ Bahar 2005

Prof.Dr. Zeynep KORKMAZ, T ürkiye Türkçesi Grameri (Şekil Bilgisi), TDK Yay., Ankara 2003, CXVI+1224 s.

 

Ali Özgün ÖZTÜRK

 

Zeynep Korkmaz, uzun y ılların meslekî birikimi ve 6-7 yıllık yoğun bir çalışmanın ürünü olarak yayımladığı Türkiye Türkçesi Grameri'nin ön sözünde, eserini tasvirci gramer yöntemiyle hazırladığını belirtir. Kork­ maz, şekil bilgisinin gramerin bel kemiği niteliğinde olduğunu vurgulaya­ rak, gramercilikte önce Arap; Tanzimat'tan sonra da Fransız gramerinde ki kalıpların örnek alınmasının, yöntem bakımından, bambaşka bir dil ai­ lesinden gelen Türkçe için yeterli ve sağlıklı olmadığını vurgular. Bu ta­ rihî süreç sebebiyle Cumhuriyet döneminde yazılmış olan gramerlerde de, ya kısa bilgiler veren okul gramerlerine ağırlık verilmiş ya da uygulanan bilimsel yöntemler yetersiz kaldığı ve grameri besleyici özel araştırmalar bulunmadığı için bir iki istisnası dışında, genellikle alışılagelmiş ölçülere bağlı kalınmıştır. Korkmaz, gramerini hazırlarken yöntem ve esas bakı­ mından şu ilkelere uymuştur: "Sınıflandırmada Arap ve Fransız gramerle­ rinin etkilerini bir yana bırakarak, doğrudan doğruya dilimizin işleyişinin öngördüğü bir sınıflandırmaya yer vermek ve böyle bir sınıflandırmanın gereği olan adlandırmayı benimsemek." Bu yöntem gereğince gramer: 1.Şekil Bilgisinin Özellikleri ve Kelime Yapımı 2.Anlamlı Kelimeler 3.Görevli Kelimeler 4.Anlamlı ve Görevli Kelimeler olmak üzere dört ana bölüme ayrılmıştır.

Eserde, tasvirci gramer anlay ışına sadık kalınmakla birlikte, konular üze­ rinde yapılan birbirinden farklı veya düzeltilmeye muhtaç bazı görüşlere açıklık getirebilmek için farklı bilgi ve görüşlere de gerektikçe dipnotlar­ da yer verilmiştir. Korkmaz, eserinde 1910'dan günümüze değin 300'ün üzerinde edebî eser ve kültürel yayını tarayarak Cumhuriyet döneminde eser vermiş geniş bir yazar kadrosunun eserlerindeki malzemeyi kullan­mıştır. Örnekler verilirken günlük gazeteler, dergiler ve standart Türkçe- ye dayalı konuşmalardan da yararlanmıştır. Korkmaz, gramer konularının yalnızca kurallarla ve kelime örnekleriyle desteklenerek anlatılmasının, onların kısa zamanda unutulmasına yol açtığını, verilen bilgilerin ve ku­ralların edebî eserlerden ve yazılı metinlerden seçilen bol örneklerle des­teklenmesinin, hem kuralların daha kolay akılda kalmasını sağlayacağını hem de grameri bir kurallar yığını olmaktan çıkaracağını belirtir.

Gramerde kullan ılan terimlerde, ülkemizde yıllardır süregelen terim kar­ gaşasını sağlıklı bir temele oturtmak amacıyla Zeynep Korkmaz tarafın­ dan hazırlanan Gramer Terimleri Sözlüğü'ne uyulmuştur. Bu nedenle Korkmaz, bazı gramer ve yazılarda yer alan adıl, önad, ilgeç, ulaç, eylem gibi yapı ve karşıladıkları kavramlar açısından isabetsiz bulduğu terimle­ re eserinde yer vermemiş; bunların yerine sıfat, zamir, zarf, fiil gibi yıllar­ dır dilde yerleşip yaygınlaşmış ve dilimizin kendi malı sayılan terimleri yeğlemiştir. İsim-ad karmaşasını önlemek için eserde, ad terimi benim­ senmiştir. Ayrıca, karşıladığı kavram bakımından isabetsiz görülen birkaç terime yeni karşılık verilmiştir. Korkmaz, fiilimsi terimini uygun bulma­ maktadır. Çünkü bu terimin kapsamı içinde yer alan ad-fiil, sıfat-fiil ve zarf-fiilleri; "fiile benzeyen, fiili andıran adlar, sıfatlar ve zarşar" değil, aksine çekime girmeyen çekimsiz fiiller olarak nitelendirmektedir. Gra­ merde ana konu başlıkları Türkçe, Almanca, Fransızca, İngilizce ve Os­manlıca adlarıyla birlikte verilmiştir. (fiekil Bilgisi, Alm. Morphologie, Formenlehre; Fr. Morphologié; İng. Morphology; Osm. İlm-i sarf)

Korkmaz, T ürk yazı dili tarihinde Orta Türkçe döneminin, Harezm Türk- çesi ile temsil edildiğini belirtir. Karahanlı Türkçesinin ise dil yapısının böyle bir geçiş dönemini temsile elverişli olmadığı düşüncesindedir. Eser­ de yeni yazı dilleri ve lehçeleri sınıflandırıldıktan sonra, Oğuzcanın Eski Türkçeden Türkiye Türkçesine uzanan tarihî gelişme süreçleri incelen­ miştir. Türkiye Türkçesi gramerlerinin tarihî gelişme süreçleri incelenir­ ken; Osmanlı Türkçesi döneminde gramer yazarlığının Arapça ve Farsça temelinde sarf ve nahivlerle yol aldığı ve 15yy. ile 19 yy. arasından bugün elimizde sadece Müyessiretü'l-Ulum gibi tek bir Türkçe gramerin bulun­ masının Türkçenin durumunu açık bir biçimde gösterdiği vurgulanır. Os­ manlı Türkçesi ile ilgili yabancılar tarafından yapılan gramerler de bu bö­ lümde kısaca tanıtılır. Tanzimat döneminde artan gramer çalışmaları hak­ kında da bilgi verilir. Cumhuriyet döneminde yazılan Türkçe gramerler ve gramerlerin bazı bölümlerine yönelik -söz dizimi gibi- çalışmaların kün­yesi verilmiş ancak eserlerle ilgili yorum yapılmamıştır. Korkmaz, Cum­ huriyet döneminde yazılan gramerler içinde, Tahsin Banguoğlu'nun "Türkçenin Grameri" ve Muharrem Ergin'in "Türk Dil Bilgisi" kitapları­ nı bazı açılardan yapılabilecek eleştirilere rağmen genel çizgileri ile Türk dilini en iyi de ğerlendiren ve daha sonra yazılmış gramerlere de örneklik etmiş olan eserler olarak değerlendirir. (s.CXIV) Korkmaz, tüm bu çalış­malara rağmen Türkiye Türkçesinin, gramer alanında, beklenen verimlili­ ğe ulaşabilmesi ve birtakım sorunların çözüme kavuşturulması için yapıl­ması gerekenleri şöyle sıralar: "1.Gramerin çeşitli konularında ayrıntılara inen derinlemesine araştırmaların yapılması, 2.İmla konusunun, farklı ya­ zım biçimlerinden arındırılarak, bilimsel temelde bir birliğe kavuşturul­ ması, 3.Gramer konularının yöntem ve sınıflandırma açılarından hâlâ süregelen eski geleneksel yanlışlardan arındırılarak, dilin yapı ve işleyişine uygun bir yöntem ve sınıflandırma sistemine bağlanması, 4.Gramer terimlerinde, Arap ve Avrupa gramerlerinin kalıplarına bağlı bazı adlandırmaların bırakılarak dilin kendi yapısına uygun adlandırmaların benimsenmesi ve bu konuda birlik sağlanması, 5.Dilimizin çeşitli nedenlerle son yıllarda moda haline gelmiş olan telaffuz, vurgu, ton, anlatım biçimi, cümle yapımı gibi dili yozlaştırıcı etkilerden korunması, 6.Ders kitaplarının veya diğer öğretici nitelikteki gramerlerin genellikle kuru birer kurallar yığını olmaktan çıkarılıp, verilecek örneklerle beslenerek aynı zamanda Türk insanının düşünce yapısını ve kültürünü geliştirici bir biçiminde su nulması."(s.CXVI)

"Alıntı Kelimeler" bölümünde, dilimize girmiş doğu ve batı kökenli kelimeler ve bunların tarihî dönemleri incelenir. Batı kökenli yabancı kelimeler iki aşamada değerlendirilir: Birinci aşama, 1839 Tanzimat hareketiyle başlayan ve kendi içinde birkaç basamaklanmadan geçerek Cumhuriyet dönemine, hatta 1930'lu yıllara kadar uzanan dönemdeki batılılaşma sü­ recinin getirdiği yabancı sözlerdir. İkinci aşama, İkinci Dünya savaşından günümüze kadar uzanan dönemdir. Yalnız bu dönemdeki fark yabancı ke­ lime yoğunluğunun Fransızcadan İngilizceye kaymış olmasıdır. (s. 179- 185) Halbuki, 1839 yılından önce de İtalyanca, Farsça, Arapça, slavca, Yunanca ve Rumcadan dilimize ödünç/alıntılama kelimeler girmiştir. Os­ manlı Türkçesindeki Yunanca, İslavca, Arapça ve Farsça ödünçlemeler konusunda Andreas Tietze'nin, Yunanca ve Latince alıntılarla ilgili Gus tav Meyer'in, Yeni Farsça alıntılarla ilgili de Stanislav Stachowski'nin ça­lışmaları bulunmaktadır. Bu çalışmalardan da yararlanarak 1839 yılına kadar Türkçeye girmiş alıntı kelimeler gramerde ayrı bir bölüm halinde incelenebilirdi.

Korkmaz, bat ı gramerlerinde ad niteliğindeki sözler için Alm. substantiv, Fr. substantif, ing. substantive; ad soylu sözler için Alm. nomen, Fr. nom, ing. noun terimlerinin kullanılarak bu iki kavramın birbirinden ayrıldığın ı; Türkiye Türkçesi gramerlerinde ise her iki kavram için şimdiye kadar ad veya isim teriminin kullanıldığını belirtmektedir. Korkmaz, önce subs-tantif niteliğinde olanlar için ad, nomen niteliğinde olanlar için de isim gibi iki ayrı terim kullanmayı denediğini ancak aynı anlamda iki ayrı sözün iki farklı kavram için kullanılamayacağını dikkate alarak eseri boyunca substantif için ad, nomen için ad soylu kelime veya söz de karar kıldığını belirtmektedir.(s.195) Korkmaz, iki adın eksiz olarak yan yana gelmesinden oluşan ve bir adın yapıldığı maddeyi gösteren, altın saat, ipek çorap, taş köprü gibi örneklerde, birinci adın ikinci ad önünde işlev bakımından bir sıfat görevi yüklendiğini dikkate alarak bazı gramerlerde bu şeklin sıfat tamlaması olarak gösterilmesini yerinde bulmaktadır. Korkmaz, bu du­rumlarda şekilden çok işlevin dikkate alınması ve böyle tamlamaların sı­ fat tamlaması olarak kabul edilmesi gerektiği görüşündedir.

Korkmaz, vas ıta durumunu ad çekimi içinde ele almıştır. Bu ekin ile edatı gibi vurgusuz olması, ünlü ile biten sözlerden sonra araya -y- koruyucu ünsüz alması ve ekin daha tam olarak ekleşmemiş olduğu görüşünü benim­ setebileceğini belirtmektedir. Nitekim, hem bu görüş hem de ekin seninle, onunla, bununla, şununla örneklerinde yer aldığı üzere, zamirlerde, ken­dinden önce bir ilgi durum eki almış olması dolayısıyla, +(y)la ekini tam bir ad durum eki kabul etmeyen görüşlerin olduğu belirtilmektedir. Bunun için bazı gramerlerde bu durum, ad çekimi ekleri arasında yer almamıştır. Kononov, Deny, Gencan, Ediskun, Koç, Banguoğlu da ad çekimi eklerini; iç çekim halleri ve dış çekim halleri olarak ikiye ayırmış ve vasıta durumu ekini "dış çekim" ekleri arasında saymıştır. Korkmaz, bu görüşe katılma­ maktadır. Çünkü +la eki, ile edatının ekleşmesinden oluşmuş bir ek olsa da, ekleşme sırasında, eklendiği kelimenin dil benzeşmesine uymakla ek­leşmenin biçim şartını yerine getirdiğini, işlev bakımından da Eski Türk- çedeki +In, +Un vasıta durumu ekinin işlevlerini tümüyle üzerine almış bulunduğunu, ekin, "vasıta" ve "birliktelik" işlevini bir ek olarak sürdür­ düğü için elbette bir çekim eki niteliğinde olduğunu belirterek, ekin, ile edatı ile olan kısmî bağlantısının bu gerçeği değiştirmeyeceğini ifade eder. (s.318) Korkmaz, zamirler konusunu işlerken, +ki aitlik ekiyle kurulmuş öteki, beriki, alttaki, seninki gibi şekillerin "yer ve sahibini belirtme ifadesine" rağmen belirsiz zamir kabul eden Ergin'in görüşünü doğru bulmaz. Gerekçe olarak da, "Bilindiği gibi, bir kelimenin sınıflamada hangi gruba gireceği, şekilden çok işlevle ilgilidir. Yukarıdaki örnekler öncelikle "ilgili olma, ait olma" işlevi yaptıklarından, bunları "belirsizlik zamiri" grubuna sokmak mümkün değildir" görüşünü dile getirir. (s.435)

Gramerlerimizde, birka ç bulanık ve karışmış tanım bir yana bırakılacak olursa, genellikle yer almamış olan kılınış konusu, "Kılınış Biçimleri Ba­kımından Fiiller" başlığı altında incelenmiştir. Fiillerde kılınış, "Türkçe- nin dil varlığındaki fiil kök ve gövdelerinin, dil mantığı ve zamanla olan bağlantısı açısından gösterdiği özellik" olarak tanımlanır. Korkmaz, bu kavramın, Batıda uzun zaman görünüş'ü de içine alan aspekt (ing. aspect) terimi ile karşılandığını ve dilden dile değişen durumlar söz konusu oldu­ ğunu, bu sebeple kılınış ile görünüş'ün çok kez iç içe girdiğini belirtir. Korkmaz, yabancılar tarafından yazılmış gramerlerde de genellikle bu ko­ nuya yer verilmediğini, bunlardan Deny ve Kononov'un istisna olduğunu belirtir. Deny'nin kılınış diye verdiği özelliklerin de aslında görünüşle il­ gili olduğu ve konuya bu yönü ve kılınış ölçüleri ile yaklaşanın Kononov olduğunu belirtir. Korkmaz, gramerlerimizdeki kılınış konusunda büyük bir boşluk olduğunu ve bu boşluğun derinlemesine araştırma ve inceleme­ lerle giderilebileceğini vurgular. (s.534-537)

Baz ı gramerlerimizde çatı ekleri ayrı bölümlerde ele alınırken, bazıların­ da ise fiilden fiil türeten ekler arasında ele alınmıştır. Korkmaz, "Çatı ekleri elbette çekim ekleri değildir. (..) Çatı ekleri aslında fiilden fiil türeten eklerdir. Bu bakımdan aynı şekil birliği içindeki öteki yapım ekleri ile or taklaşırlar. Ancak, çatı eklerinin yapım ekleri içinde yine kendine özgü değişik bir durumu vardır. Bu değişikliğin belirtilebilmesi için fiilden fiil yapan ekleri taşıdıkları özelliklere göre iki alt gruba ayırmak gerekir" di­yerek iki gruba ayırır: "Birinci gruptakiler tür itibariyle çatı ekleri ile bir­leşen fakat eklendikleri kök ve gövdelerde köklü birer anlam değişikliği yaparak, eskisinden farklı anlamda yeni fiiller türetmiş olan eklerdir. Bun­ların çoğu kök ve gövde ile kaynaşmış durumdadır: barış-, evlen-, konuş- , dağıl- vs. Bu tür ekleri ve bunlarla kurulmuş olan fiilleri genellikle çatı kavramı dışında tutmak ve fiilden fiil türeten ekler grubunda ele almak uygun olur. Bu ekler birer çatı ekleri olsalar bile, tarihî gelişme içinde bu­ gün artık bu özelliklerini kaybederek eklendiği fiile yeni bir sözlük anla­ mı katmış ve anlam kaymasına uğramışlardır." demektedir. İkinci grupta­ kiler ve çatı kategorisine girenler ise, eklendiği fiilin temel anlamında köklü değişiklik yapmayan, fiilin nesne ve özne ile bağlantısında şekil ve durum değişikliği meydana getiren eklerdir: iç-, içi-il-; giy-, giy-in-, giy­dir- olarak açıklanır. (s.539-540)

"Fiil-Nesne Ba ğlantısı Açısından Geçişli-Geçişsiz Fiiller" bölümünde, çatı ekleriyle genişletilmemiş kök ve gövde halindeki fiillerde var olan ge­ çişlilik ve geçişsizlik özelliğinin, çatı eklerinden kaynaklanan bir özellikolmad ığı, fiillerin kendi sözlük anlamları ile ilgili olarak asıllarında var olan bir özellik olduğu belirtilmektedir. Korkmaz, bu bakımdan bunların yalın halleri ile çatı kategorisinin içinde değil dışında tutulmaları gerektiğini savunmaktadır. Bazı gramerlerimizde ise (Gencan, Bilgegil, Güneş) çatı eki almamış yalın haldeki fiil kök ve gövdeleri de yanlış olarak geçişli çatı, geçişsiz çatı sınıflamasına sokulmuştur. Fiil kök ve gövdelerinin çatı ekleri ile genişletilmesinden sonra kendini gösteren geçişlilik ve geçişsizlik özelliği ise bir gramer kategorisi olarak doğrudan doğruya çatıyı ilgilendirdiği için çatı kategorisi içinde ele alınması gerektiği belirtilir. (s.543)

Ac ı-, ak-, küs-, sız- gibi "olma" bildiren geçişsiz fiillerden çatı ekleri ile kurulan acı-t-, akı-t-, küs-tür-, sız-dır- gibi geçişli fiiller için bazı gramer ve terim sözlüklerinde oldurgan çatı terimi kullanılmıştır. Korkmaz, böy­ le bir terime ve değişik bir sınıflandırmaya ihtiyaç olmadığı görüşündedir. Eserde, "olma" ya da "oluş" bildiren geçişsiz fiillerinin aldıkları belirli çatı ekleri ile "yapma", "etme" bildiren geçişli fiillerden kurulan ettirgen fiiller ve ettirgen çatı ile aynı duruma geldiği ve aralarında herhangi bir özellik ve anlatım ayrılığı kalmadığını, bu nedenle de ettirgen fiil ve ettirgen çatı terimlerinin hem geçişli hem de geçişsiz fiillerden kurulmuş olan çatıyı karşılayacak nitelikte olduğu belirtilmektedir. (s.544)

"Fiil- Özne Bağlantısı Açısından Çatı Ekleri ve İşlevleri" bölümünde Korkmaz, sözde özne konusunda, şu değerlendirmeyi yapar: "Eskiden Alman kayzerlerinin taç giyme törenleri burada yapılırdı." cümlesinde konuya özne-yüklem ilişkisi açısından bakıldığında edilgen çatıda yüklemin etkisinde kalan özne, görünmez değil, görünürdeki öznedir. Bu bakımdan edilgen çatının görünmeyen bir öznesi bulunmakla beraber, öznenin, yüklemin gösterdiği oluş ve kılışın yani yapılan işin etkisinde kaldığını gösteren bir çatı türü olarak tanımlamak gerekmektedir. Böylece görünürdeki özneyi "sözde özne" olarak değil, edilgen fiili bu yeni cümle yapısına göre olağan (normal) özne kabul etmek gerekecektir. (s. 547-548)

"Fiilde Kip" b ölümünde Korkmaz, gramerlerimizde kip için verilen tanımlar ve yapılan açıklamaların oldukça bulanık ve karmaşık olduğunu, Ergin, Kononov, Vardar'ın, kipi fiilin gösterdiği hareketin nasıl yapıldığını veya olduğunu bildiren bir şekil ve tarz olarak kabul ettiklerini; Emre, Hatiboğlu, Gencan, Bilgegil, Ediskun'un ise kip ile zamanı iç içe düşünüp ve bunları birbirinden ayırmayıp zamanı kip gibi kabul ettiklerini belirterek, bu dilcilerin kipi, zaman ve şahıs kavramlarına bağladıklarını belirtmiştir. Korkmaz, kipin zaman ile do ğrudan doğruya ilişkisi olmadığı görüşünü belirterek, "Ancak, kiplerin bir grubu, girdikleri çekim kalıpları içinde aynı zamanda zaman kavramını da taşımış olduklarından, bu durum kip ile zamanın iç içe girmesine ve birbirine karıştırılmasına yol açmıştır" demektedir. (567-569)

"Fiilde G örünüş" bölümünde, fiilde anlam, zaman ve işlev kaymalan iş­ lenmiştir. Korkmaz, kılınışın, yalnız fiil kök ve gövdeleri ile ilişkili oldu­ğu halde, görünüşün; kip ve şahıs ekleri alarak çekime girmiş bulunan ve bir yargı bildiren bitmiş fiiller için söz konusu olduğunu; çekime uğramış olan fiilin taşıdığı kavramda, süreç bakımından konuşanın özel bir baş­kalaşma yapmış olduğunu belirtir. Dolayısıyla görünüş nesnel (objektif) değil, öznel (sübjektif)'dir. Görünüşte, şekilden beklenen anlam yerine, daha değişik bir anlamın ortaya çıkmasıdır. Daha doğrusu, bu kalıba, ko­ nuşanın verdiği özel anlamdır ve dil psikolojisinin ürünüdür. Anlamı da etkilemesi bakımından bir yönü ile anlam bilimi ile ilgilidir. Bu konu şimdiye kadar doyurucu bir biçimde ele alınmış ve bir görüş birliğine ulaşılmış değildir. Nitekim Kononov, fiildeki görünüşü "olumluluk, olumsuzluk", "yeterlilik-yetersizlik" açılarından ele alırken, Banguoğlu "çatı kategorisi" ile değerlendirmiştir. Görünüşü, Korkmaz, Aksan, E. Yaman fiildeki anlam, işlev ve zaman kayması olarak ele almaktadırlar. (s.576-577)

" Çekimli Fiiller" bölümünde, bildirme kipleri ve tasarlama kipleri ele alınmaktadır. Bu bölümlerde kiplerdeki zaman kaymaları ayrı başlıklar halinde işlenmektedir. Korkmaz, şimdiki zaman kipi için üç ek verir: 1. -(I)yor 2.-mAktA 3. -mAdA. İtek kipi çekimi şu şekilde verilir: Tek­ lik: 1. şahıs a) -(y)-AyIm, -(y)-AlIm, b) -(y)-A-m 2. şahıs -A-sIn 3. şa­ hıs a) -(y)-A, b) -sIN/ -sUn, Çokluk: 1. ş -(y)-AlIm 2. ş -(y)A-sInlz, 3. ş -InlAr

Dilmen, Nemeth, Gencan, Hatipo ğlu, Dizdaroğlu, Ediskun, Bilgegil, De mircan, Timurtaş, Vardar, Adalı, Lewis, Banguoğlu, Koç, Güneş, Hengir- men gibi bazı dilciler emir kipi birinci şahıs teklik ve çokluk şekillerinin bulunmadığı görüşündedir. Korkmaz, bu görüşe katılmayarak emir kipi teklik birinci şahıs ekini -(y)-AyIm ve çokluk birinci şahıs ekini -(y)- AlIm olarak vermektedir. (s.666-667) Korkmaz, 1982 yılında Türk Ansik lopedisi'ne yazdığı Türkiye Türkçesi maddesinde emir kipini, dilek-emir kipi başlığında vermiş ve birinci şahıs teklik ve çokluk ekinin istek fonk­ siyonuna dikkat çekmiştir. Gramerde dilek-şart ekinin adland ırılmasının sebebi şu şekilde açıklan maktadır: "Dilek-şart kipi, kullanımda "şart" görevi yüklendiğinde bir yargı bildirmediği halde, "dilek" görevi ile kullanıldığında: Keşke masanın başına geçsem de gece yarısına kadar yazabilsem! örneğinde görüldüğü üzere, dileğe bağlı tam bir yargı bildirmektedir. Bu da ekin kökende "şart-dilek ve istek" bildiren iki farklı yapıya sahip olması ile ilgilidir." denmektedir. (s.677) -sA eki dilek-şart kipi içerisinde dilek ve istek anla­ mı taşıması yönünden örneklerle işlenmiştir. Bugün Türkiye Türkçesinde -sA eki istek görevi ile sıklıkla kullanılmaktadır. -sA ekinin istek işleviyle, istek kipi başlığı altında değerlendirilmesinin daha uygun olacağı ka­ nısındayız.

"Fiillerin Durum Bildirme Ekleriyle Olan Ba ğlantıları" bölümünde şimdiye kadar gramerlerimizde işlenmemiş ve eksik kalmış konulardan fiiltamlayıcı ilişkisi de işlenmektedir. (s.780-784)

"Belirleyici Birleşik Fiiller" b ölümünde, Gabain'in Eski Türkçe ve Eski Anadolu Türkçesi için modal yardımcı fiiller başlığı altında incelediği isteyü git- "rica için gitmek" benzeri fiillerde, asıl anlam ikinci fiil üzerindedir. Banguoğlu, bu fiilleri yarı tasvir fiiller olarak adlandırır. Türkiye Türkçesinde bu fiiller alıkoymak, okumaya başlamak, dikmeye kalkmak gibi birkaç örnekte kalmıştır. Korkmaz, bu gruba giren fiillerde yarı tasvir niteliğinde bir oluş ve kılışın bulunmadığını, birleşikteki birinci fiilin, ikinci fiildeki oluş ve kılışı belirleyici bir zarf görevi yüklendiğini dikkate alarak 425 no'lu dipnotta belirleyici tasvir fiiller terimini kullandığını belirtmesine karşılık, konu başlığı "Belirleyici Birleşik Fiiller" olarak ve­rilmiştir. (s.834)

Gramerlerimizde, anlam kaymas ına uğramış ve deyimleşmiş olan birleşik fiiller konusu, genellikle ya hiç ele alınmamış ya "birleşik fiiller" başlığı altında öteki birleşik fiiller ile bir arada örneklendirilmiştir. Korkmaz, bu fiilleri üç grupta incelemektedir: 1-Tek ögeli kalıplaşmış birleşik fiiller, 2- İki ögeli kalıplaşmış birleşik fiiller, 3-Üç ögeli kalıplaşmış birleşik fiiller. (s.837-857)

Korkmaz, fiil k ök ve gövdelerinin, kip, zaman ve şahıs ekleri alarak çeki­me girip yargı değeri kazandıkları için bitmiş fiil diye adlandırıldıklarını, çekimsiz fiillerin ise, yine fiil kök ve gövdelerinden belirli eklerle türetilen; ancak şahıs ekleri alarak çekime girmedikleri için, yargı bildirmeyen, dolayısıyla da bitmemiş fiil niteliğinde olan fiiller olarak nitelendirir. Bu nedenle bu gruba giren fiiller, (fiilimsi terimi yerine) çekimsiz fiil olarak adlandırılmıştır: 1- Ad-fiil, 2- Sıfat-fiil, 3- Zarf-fiil (s. 863) Korkmaz, fiilimsi yerine "Çekimsiz fiil" terimini kullanmaktadır, ancak bu tür keli­meler her ne kadar fiil kök ve gövdelerinden belirli eklerle oluşsalar da, özellikle işlevleri ve anlamları itibariyle ad-fiil ve sıfat-fiillerin yeni durumları, fiilden çok isme yakın durmaktadır. Bu sebeple Korkmaz'ın fiilimsi terimini uygun bulmamasına katılmakla birlikte; bu terimin yerine çekimsiz fiil teriminin de bu kelimeleri tam olarak nitelendirmediğini dü­şünmekteyiz. Zarf-fiiller, 1.Gerçek zarf-fiiller, 2.Ad-fiil ve sıfat-fiillerle kurulan zarf-fiiller, 3. Değişik yapıdaki zarf-fiiller olarak sınıflandırılmış­ tır. Burada "gerçek zarf-fiiller" terimi, gerçek olmayan zarf-fiilleri de çağ­rıştıracağından, bu terim yerine "asıl zarf-fiiller" teriminin daha uygun bir adlandırma olacağı düşüncesindeyiz.

Eserin üçüncü bölümünde "Görevli Kelimeler", "Edatlar" ve "Bağlaçlar" başlığı altında incelenir. Korkmaz, Arap grameri temelinde Osmanlı gramer anlayışını benimseyen dilcilerin görevli kelimelerin tümünü edat başlığı altında incelediklerini, konuya Batı gramerleri temelinde eğilen dilci­lerimizin ise, edat terimini dar kapsamlı ve dar anlamlı olarak ele aldıkla­rını ve çekim edatları veya son çekim edatları terimlerinin kullanıldığını belirterek, bu terimleri kullanmamıştır. Korkmaz, bazı gramercilerin ünlemleri de bu alt sınıfa sokmalarını uygun bulmaz. (s. 1049-1134)

D ördüncü bölümde "Anlamlı Ve Görevli Kelimeler" başlığı altında ünlemler işlenmiştir: "Ünlemler, gramerimizin en az işlenmiş konularından biridir. Nitekim bazı gramerlerde ünlemler yalnız duygu ve heyecanları anlatan kelime türü olarak tanımlanırken bazılarında buna seslenmeler, bazılarında da yansıma kelimeler ve cevap verme onaylama, reddetme, sorma, gösterme gibi açıklayıcı kelimeler eklenerek kapsam geniş tutulmuştur. Böylece gerek niteliği gerekse kelime türleri arasındaki yerleri açısından birbirini tutmayan farklı sonuçlar ortaya çıkmıştır. Bu da ünlemleri gramerimizin yeni baştan dikkatle incelenmesi gereken bir konusu durumuna getirmiştir." (s. 1139)

Korkmaz, gramer konular ını ayrıntılara inerek değerlendirmiş, gramerle rimizdeki yanlış bulduğu sınıflandırma ve değerlendirmeleri düzeltmiş, eksik bulduğu yanları tamamlamış, hiç bulunmayan konuları da eklemiş­tir. Gramer konuları, Türk dilinin yapısı ve işleyişini göz önünde bulun­ durularak tasnif edilmiştir. Eserde, Türkiye Türkçesi gramerlerinin pek çoğunda görülen, değerlendirmelerin 14. ve 15. yy'dan başlayarak veril­mesinden kaynaklanan yöntem yanlışlığından (art zamanlı gramer) özellikle sak ınılmıştır. Bu nedenle yazar, Türkiye Türkçesinin başlangıç sını­ rı olarak 1910 yılından günümüze kadar uzanan dönemde yazılan eserleri esas almıştır. Gramerde, farklı veya düzeltmeye muhtaç bazı görüşler ne­ deniyle konuya açıklık getirebilmek için o konudaki araştırmalarda yer alan farklı bilgi ve görüşler de gerektikçe dipnotlarda verilmiştir. Gramer­ de yeni terim önerilerinde bulunulmuş ve bu önerilerin nedenleri açıklan mıştır. Gramer konuları, gramer bilgilerinin kuru bilgiler yığını görünümünden kurtarılması için oldukça zengin örneklerle işlenerek verilmiştir. Metin örnekleri, gerek yazar seçimi, gerekse yazıldıkları dönem bakımından Türk dilinin ürünleri olarak, kuşatıcı bir zenginliğe sahiptir. Gramerin sonunda oldukça zengin bir bibliyografya da bulunmaktadır.

Zeynep Korkmaz' ın Türkiye Türkçesi Grameri (Şekil Bilgisi) kitabı, Türk dili alanında yapılan çalışmaların ve Türk gramerciliğinin geldiği aşama bakımından, başarılı bir çalışmadır. Eser, Türkiye Türkçesi alanında yapı lan çalışmalar için önemli bir kaynak eser niteliğindedir. Eserin ikinci cildi olarak tasarlanan Türkiye Türkçesi Grameri (Ses Bilgisi)'ni de sabırsızlıkla beklemekteyiz.

Kimlik İçindekiler